Önce Başbakan Erdoğan, talimatı verdi. O ne güzel bir talimattı, anaların ağlamaması için, evlatların yetim kalmaması için, kardeşlerin birbirini öldürmemesi için verilmişti o talimat.
Oslo’da MİT-PKK görüşmeleri yapıldı. Yapılsın elbette İzmirli Ahmet’in Hakkarili Hasan’ı, Edirneli Mahmut’un Vanlı Ayşe’yi öldürmemesi için yapılsın elbette.
Sonra birileri hükümeti yıpratmak için o görüşmeleri basına sızdırdı. Ama kurban olduğum Allah’ın hesaplarını tersine çevirdi. Sanıldı ki millet büyük tepki gösterecek, hükümet darmadağın olacak. Kudreti ilahiye şükürler olsun ki, bu millet görüşmelere devam edin dedi. Öyle diyecek elbette. Savaştansa barışı istiyor bu millet, gencecik fidanların toprağa düşmesindense, kan gözyaşı görmek istemiyor bu millet.
Oslo’daki barış masasının sonuçları alınacak beklentisi varken, KCK soruşturmalarını yürüten İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer MİT’çileri ifadeye çağırdı. Adeta, neden PKK’lılar ile buluştunuz? Kürt sorunu devam ediyordu? Şehitler ve PKK’lı cenazeleri geliyordu? Nasıl olur da gider PKK’lılar ile konuşursunuz? Diyordu bu savcı. Barışa ne hacet, savaşa devam diyordu, bu savcı. Aslında hedef Başbakan Erdoğan’dı. Hedef Erdoğan’ı KCK’lı göstererek cezaevine atmak ve barış süreci baltalamaktı.
İki Sarıkaya, biri Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, ki. Türkiye’deki derin devleti ortaya çıkarmaya çalıştı, sonra ne oldu. Ergenekoncu Yargıtay tarafından HSYK eliyle görevinden alındı. Mesleğini yok ettiler, avukatlık bile yapmasını müsaade etmediler. Ferhat Sarıkaya’yı görevini iyiye kullanmaktan aldılar, neyse ki sonra iade i itibarda bulunuldu.
Diğeri Sadrettin Sarıkaya. Ülkedeki akan kan dursun diye MİT PKK ile görüşüyor. Görüşme emrini kim verdi? PKK ve KCK eylemlerini MİT’mi yönetiyor? KCK’nın içinde ne kadar MİT elemanı var? gibi sorularla, hükümeti yıpratmayı hedefliyor. Sadrettin Sarıkaya ise görevini kötüye kullanmaktan alınıyor, sonrası ne olur onu bilemiyoruz.
MİT ve Emniyet istihbarat savaşlarını izliyoruz. Bu savaşın galibi kim olur bilinmez. Gelelim, dokuz maddelik MİT-PKK mutabakatına. Neler var, maddelerin özetlenmiş haline bakalım: “Taraflar, Kürt sorununun kalıcı çözümü için Anayasal ve yasal çerçevede sonuçlandırılmasını esas alınmasını teyit eder. Taraflar, Anayasa Konseyi, Barış Konseyi,Hakikat ve Adalet komisyonu için çalışma yaparlar. Taraflar KCK operasyonlarında tutuklanan KCK’lıların serbest bırakılmasını taahhüt eder.”
Allah aşkına ne var bu maddelerde, ne güzel işte. Türkiye tarihine adını Kürt sorununu çözen bir başbakan olarak yazdıracak Erdoğan’ı kutluyorum ve buradan açıkça söylüyorum. Barış için hükümetin yanındayım. Aynı sokakta büyüyen, aynı sofradan ekmek yiyen çocukların birbirini öldürmemesi için hükümetin yanındayım ve şuna inanıyorum. Eninde sonunda ülkemize barış gelecek. Zira, barış hükümlerin efendisidir. Barış dinimizin adıdır. Yüce dinimizin adını, barış, huzur, selamet, teslimiyet ve boyun eğme anlamına gelen İslam koymuştur. Elbette barış kazanacak…